Sümerler Türk Mü? Sümerler ile İlgili Her Şey!

“İki nehir arasındaki topraklar” anlamına gelen Fırat ve Dicle nehirlerinin arasındaki Mezopotamya olarak anılan yerde kurulan Sümer şehri MÖ 4000- 2350 yılları arasında tarih sayfalarında yer almıştır.

Sümer Devleti Ur, Uruk, Kiş, Eridu, Umma, Zabalam, Nippur, Lagaş başta olmak üzere 35 şehir kurmuş, tarım alanları oluşturmuşlardır. Orta Asya’dan göç eden ve Sami halkı tarafından kurulan Sümerlerin kökeni ise orta Asya’ya dayanmaktadır. Fakat Sümerler “Büyük Tufan” olarak bilinen ya da “Nuh Tufanı” denilen felaket sonrasında büyük bir kaos yaşandığından Mezopotamya’daki hâkimiyetleri son bulmuştur.

Sümerlerin Dini İnanışları

Sümerlerin dini inanış şekilleri mistik ve fantastik özellikleri olan şekildedir. Ancak çok tanrı inancı olmanın yanında her nesnenin bir tanrısı olduğu inancı da onlar için önemliydi. Üstelik Sümerlerin bu tanrıları insan görünümünde ama insan üstü güçlere sahip olduklarına inanılan tanrılardı.

Sümerler tanrıları ile konuşur ne istediklerini söylerlerdi. Sordukları sorulara tanrılar tarafından yanıt verilirdi. Bu durum Ziggurat adı ile bilinen tapınaklarda yaşanırdı. Ziggurat’lar tanrıları ile iletişime geçebildiklerine inanılan alanlardı, insanlar rahipler aracılığıyla tanrılarına soracakları soruları iletmeleri karşılığında onlara kurban adar ve kendilerine azap vermemesi için dua edip yakarırlardı.
Zigguratlar (tapınaklar) mümkün olduğunca yüksek inşa edilirdi. Bunun nedeni ise en ulu tanrılarının gök tanrısı olması ve bu nedenle gök tanrısına yakın olma amacıydı. Kralların en önemli görevleri ise insanları yönetmekti.

Sümer Tanrıları (Ziggurat)

Anu; İlk ve baş tanrı olarak bilinir, gök tanrısıdır.

Ki; İlk tanrının dişisi ve yer tanrısıdır.

Enlil; Hava tanrısı ve sonraki diğer tüm tanrıların babasıdır.

Enki; Bilgelik tanrısıdır.

Ninmah; Ana tanrıçadır.

Nanna; Ay tanrısıdır.

Güneş tanrısı: Nanna’nın oğludur.

Ecem; Tanrıların kraliçesidir.

İnanna; Aşk ve bereket tanrısıdır.

Aşnan; Tahıl tanrısıdır.

Lahar; Sığır tanrısıdır.

Sümerlerde Sosyal Yaşam ve Bilim Teknik

Medeniyetin beşiği olarak bilinen Mezopotamya’da yaşamış olan Sümerler bilim ve teknik konularda dönemin çok ilerisinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

  • Sümerler çanak, çömlek, kazan, ekmek pişirme tandırları gibi pek çok araç ve gereci yapmışlar, yaşamlarını kolaylaştırmışlardır.
  • Bununla birlikte Sümerler sert ve güçlü madenleri de işlemiş, oldukça gelişmiş bir yapı tekniği kullanarak taş, kerpiç ve tuğlalar kullanarak iki ve üç katlı evler inşa etmişlerdir.
  • Şaşılacak ölçülerde sulama sistemi kurmuşlar, bataklıkları kurutarak yaşadıkları ortamlara kanallarla su getirmeyi başarmışlardır. Ayrıca sel baskınlarını önleyici setler yapmışlar, barajlar yaparak su ihtiyaçları için suyu korumaya almışlardır.
  • Tarım yapmışlar, korudukları suyun faydaları ile mahsuller elde etmişlerdir. Hatta bu mahsulleri depolayarak beslenme sorunlarını kolaylaştırmışlardır.
  • Tekerleği de ilk kez icat eden Sümerler, tarım alanlarını öküz ve sabanlarla işlemişlerdir.
  • Bilim ve teknik konularında dönemin en ileri seviyesinde olan Sümerler, matematik ve geometrinin de temellerini atmışlardır. Matematiğin temeli olarak adlandırılan dört işlemi bulmuşlar, dairenin alanını hesaplamayı başarmışlardır.

Ay yılına dayalı olan ilk takvimi bulmuşlar, Yıl 360 gün, aylar ise 30 gün olarak hesaplanmıştır. Ayrıca Güneş saatini de Sümerler bulmuşlardır. Günümüzdeki astronominin temelini de Sümerler atmışlardır.

Sümerlerin Özellikleri

  1. Konuştukları dilin filolojik yapısı ile bıraktıkları eserler Sümerlerin Orta Asya kökenli olduğunu ortaya koymuştur.
  2. Mezopotamya’nın güneyine yerleşen Sümerler sulama kanalları ve barajlar yaparak üzerinde yaşamakta oldukları toprağı tarıma uygun hale getirmeyi başarmışlardı.
  3. Tarihteki ilk site devletlerini (siteleri) kurmuşlardır.
  4. Sümer kralları rahip kral özelliğini göstermişlerdir.
  5. Sümerler Mezopotamya uygarlığının kurucusu olma özelliğine sahiptir.
  6. Bilinen başlıca buluşları; yazı (çivi yazısı), tekerlek, 60 tabanlı sayı sistemi, çemberin 360 derece oluşu. Tarihteki ilk güneş ve ay takvimleri, yıldızların burçlarla eşleştirilerek burçların sınıflandırılması.
  7. Tarihin ilk yazılı destanı olan Gılgamış destanını yazmışlardır.
  8. Silindir şeklinde mühürleri ve damgaları icat etmişlerdir.
  9. Çömlekçi çarkını icat etmişler ve çömlek üretmişlerdir.
  10. Urgakina rahiplerin sömürüsüne karşı tarihin ilk ihtilalini gerçekleştirdiler. Böylece tarihin ilk yazılı kanunları yapılmış oldu. Ayrıca bu kanunlarda özel mülkiyeti koruyucu hükümlere yer verilmişti.
  11. Ziggurat adı verilen tapınaklar yaparak bunları okul, depo, rasathane olarak kullanmışlardır.
  12. Ekonomik yaşamları tarım üzerine kurulmuştur. Ayrıca ticaretle de uğraşıyorlardı, ihtiyaçları olan madenleri almak için dış ticaretle de ilgilenmeye başlamışlardı.
  13. Öldükten sonra tekrar dirileceklerine inanmadıkları için mezarlarına eşyalar konulmamıştır.
  14. Bir süre Akadların egemenliğinde yaşamışlardır. Daha sonra tekrar egemen olsalar da Elamlar’ın saldırısı ile karşılaştıklarından bağımsızlıklarını kaybetmişlerdir.
  15. Dünyanın ilk yazılı kanunu MÖ 2375 yılında başa geçen Sümer Lagaş Kralı Urukagina tarafından yapılmıştır. Bu kanunlar özel mülkiyet ve aile hukuku olarak düzenlenmiş, kimsesizler ve güçsüzler korunmuştur.
  16. Sümerlerin örf ve adetleri, gelenek ve görenekleri Türk oldukları kanaatini güçlendirmektedir.
  17. Şehir mimarisini kerpiç tuğlalardan evler oluşturarak düzenlemişlerdir.
  18. Yazının bulunmasının yanında sanat ve edebiyat da önemli ölçülerde gelişmiştir.
  19. Sümerlerin aşağı Mezopotamya’ya (Güney Mezopotamya) Orta Asya’dan göç ederek geldikleri sanılmaktadır. Formun Üstü

Tekerlek ve Önemi

Tekerlek günümüzde hayatımızın her yerinde olan, uzak mesafeleri yakınlaştıran, insan ve yük taşıyan çok önemli bir icattır.

Tarihe geri giderek baktığımızda; MÖ 5000 yıl kadar önce tekerleğin ilk izlerine Mezopotamya‘da rastlandığını görebiliriz. Speiser ve Gawrada adlı iki arkeologların yaptıkları kazılarda MÖ 3500 yıllarına ait bir Sümer piktogramında çizilen tekerlekli kazığa rastlanmıştır.

Sümer kalıntılarında sürücü, iki tekerleğin ortasında bulunan bir eyerde ata biner vaziyettedir. Yine İngiliz araştırmacı Wolley, tam olarak ne amaçlı kullanıldığını bilemese de MÖ 2950 yılına ait olan bir tekerleğe rastlamıştır.

Tüm bu yaşananların yanında tekerleğin ilk kez kuzey Kafkasya- Orta Avrupa’da kullanıldığına dair görüşler bulunmakla birlikte tekerleğin orijinal vatanının tam olarak neresi olduğu konusunda hala görüş ayrıcalıkları bulunmaktadır. Ancak Avrupa’ya her türlü yenilik Orta Asya’dan kavimler göçü aracılığı ile geldiği bilindiğinden muğlak kalınması normaldir.

İlk Tekerlek

İzlerine ilk kez Mezopotamya ‘da rastlanan tekerleğin nasıl keşfedildiği merak konusu olmuştur. Kütüklerin yuvarlanarak ilerlemesinden esinlenerek icat edildiği düşünülmekle birlikte ilk tekerleğin üç noktadan yere temas ettirilen bir mekanizmaya sahip olduğu bilinmektedir.

Tekerleğin Evreleri

Batıdaki kalıntılarda görülen tekerlekler, oyuncakların alt kısımlarını destekleyen taştan bir mekanizma şeklinde dizayn edilmiştir. Batıda büyükbaş hayvanlardan ziyade, küçükbaş hayvanların evcilleştirilmiş olması, tekerleğin daha geç dönemlerde kullanılmasına neden olmuştur. Bu durum Batı’nın gelişmesinin önündeki en büyük engel olmuştur.

Sümerlerin kullandığı araba tekerlekleri, zaman ilerledikçe 4 tekerlekli olarak gelişme göstermiştir. Arabanın kayışların yardımı ile atlara bağlanması şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. Mısır’da ise ilk olarak eşek ve öküzler yardımı ile çekilen arabalar kullanılmıştır. Bu arabalar ilerleyen zamanlarda savaşlarda kullanılmaya başlanılmıştır. Mısırlılara ait belgelerde Firavun, savaş arabasının üstünde savaşa gider pozisyonunda resmedilmiştir.

Tekerleğin zaman içinde yük ve insan taşımaktan başka alanlarda da kullanıldığını bilmekteyiz. MÖ 400’lü yıllara ait çömlekçi çarkı ve su çarkı bunun en güzel ispatıdır.

19.yüzyıla gelindiğinde Güney Afrika, Etiyopya, Somali hariç her yerde kullanılmaya başlanılan tekerler, buralarda da Avrupalıların gelişi ile birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Daha önceleri ağaç kütüklerinin yuvarlanması sonucu keşfedilen tekerlek günümüzde farklı fonksiyonları ile gelişip modern formunu almıştır.

Önceleri yük taşımak amaçlı kullanılsa da daha sonra farklı alanlarda kullanılan tekerlekler gelişen teknoloji yardımı ile savaş araç gereçlerinin taşınması, bir yerden başka yere daha çabuk gidilebilmesi amaçlı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Sümerlerin Tarihe ve Bütün İnsanlığa Armağanı

Samuel Noah Kramer, Sümer dili uzmanı ve yazardır. Sümerleri en ince detayları ile anlatan ünlü eserine “Tarih Sümer’de Başlar” adını vermiştir. Tarihin başlangıcının yazı ile başladığını vurgulayan Kramer, yazıyı ilk kullananların da Sümerler olduğu konusuna dikkat çekmek istemiştir. İlk yazı sistemini bulan Sümerleri doğrulayan ise arkeolojik bulgulardır.

Çivi Yazısı

M.Ö. 3300 yıllarında Sümerlerin Uruk kentinde İlk yazı örnekleri bulunmuştur. Bu yazılar sivri uçlu araçlarla yazılmış olduğundan çivi yazısı denilmiş ve günümüze kadar da bu şekilde gelmiştir.

Sümerlerin kazıyarak yazdıkları çivi yazısı Sümer Rahipleri tarafından tapınak ve depolardaki malları kayıt altına almak için kullanılmıştır. Kayıt altına alınma nedeni malların isimlendirilmesi yapılarak birbirleri ile karışmasını engellemek içindir.

Sümerlerden sonra başka milletler de çivi yazısını kendilerince geliştirerek kullanmaya başlamışlardır. Akadlar, Elamlar, Hititler, Urartular ve Fenikeliler olarak sayabiliriz. Çok sayıda kavim tarafından kullanılan ve çözümlemesi zor olan çivi yazısı 1844 yılında İngiliz Subayı olan Henry Ravlinson tarafından çözülmüştür. Böylece ilk uygarlıklara ait olan pek çok bilgiye ulaşılmıştır. Çivi yazısı Papürüs’ün icat edilmesi ile son bulmuştur.

Papürüs Nedir? 

Eskiden Afrika’da Nil Irmağı kıyılarında yetişen 3 metre boyunda, sürüngen, kalın, çıplak saplı otsu bir bitkidir. Eski Mısırlılar’ın papürüs saplarından yaptığı kâğıda verilen isimdir. Yani kâğıdın bulunması ve kullanılmaya başlaması ile çivi yazısı artık kullanılmamıştır.

Sümerler Nasıl Bir Topluluktu?

Sümer Devleti, Sami olmayan izole bir topluluk tarafından kurulmuştur. Mezopotamya’da yaşayan pek çok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atanlar Sümerlerdir.

Sümerler asırlar boyu gizemlerini sürdürmüşlerdir. Tanrılarına değer vermişler, çok çalışmışlar, yaşam koşullarını her geçen gün daha iyi şartlara taşımışlardır. İhtiyaçlar belirdikçe bulundukları şartları zorlamışlar ve pek çok konuda ilkleri başarmışlardır.

Sümerlerin yurdu olan Mezopotamya’nın bereketli toprakları medeniyetin yayıldığı nokta, tarihin başladığı yerdir. Çünkü tarihin yazının bulunması ile başladığı kabul edilir.

Sümerlerin Dünyayı Değiştiren İlkleri

  • Mezopotamya’daki Sümer medeniyetinin kökenleri bugün halâ tartışılmaktadır. Fakat yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen kanıtlar Sümerlerin MÖ 4.000 yılına kadar bir düzine şehir devleti kurduklarını gösteriyor. Merkez genellikle Ziggurat olan, surlarla kaplı metropollerden oluşuyordu. Tarımda kullanmak için karmaşık sulama tesisleri (kanalları) açılıyordu. Eridu, Ur, Lağaş ve kiş gibi büyük evler, kamıştan destekler, çamurdan tuğlalarla daha önceleri hiç yapılmamış ve bilinmeyen tekniklerle barınakların inşa edilmesinde ilkleri başarmışlardı.
  • Hükümdarların biri kadındı ve antik Sümer hükümdarlarının pek çoğunun isimlerinin, ne kadar tahtta kaldıklarının yazılı olduğu kil tablet olan “kral Listesi” o dönem için olağanüstü bir durumdu. Hatta listede ilk sıralarda adı olan bir kralın 43.200 yıl yaşadığının belgelendiği görülüyordu. MÖ 2500 dolaylarında Kiş tahtında Sümer’in tek kadın hükümdarı olan Kubaba’nın da adı bulunmaktadır. Bu dönemle ilgili pek bir şey bilinmese de Kiş’in sağlam temellere oturduğu ve 100 yıl süren bir hanedanlığı kurduğundan bahsedilmektedir.
  • Sümer şehir devletleri birbirleriyle savaş halindeydi. Asırlar boyu süregelen bu çatışmalar Sümer’i kontrol altına alan Lagaş tarihi boyunca Mezopotamya’ya hâkim olan birkaç şehir devletlerinden biriydi.
  • Sümerlerin biraya düşkünlüğü bilinmekteydi. Arkeologlar Mezopotamya’da bira yapımının MÖ 4.000 yıla dayandığı bulgularına rastlanmıştır. Kamışlarla içilen biranın kıvamı oldukça koyu ve lapa kıvamındaydı. Bira mayalama yöntemleri bugün hala gizemini korumaktadır.
  • Bilinen en eski yazı Sümer çivi yazısıdır. MÖ 3400’lere dayanmaktadır. İlk olarak ticari işlerin hesabını ve kayıtlarını tutma için geliştirilmişti.
  • Sümer tüccarları gezip görmüş kişilerdi. Sümerlerin yaşadığı topraklarda maden, taş ve odun olmadığı için hem deniz hem de kara üzerinden en erken ticaret ağlarını örmüş olan bir topluluktu. Sedir odunu için Anadolu ve Lübnan’a, altın ve diğer taşlar için Umman ve İndus vadisine aylar süren yolculuklar yaparlardı. Günümüzde Bahreyn olarak bildiğimiz Dilmun adası da uğrak yerleriydi. Kuyumculukta kullanılan mavi renkli Lapis Lazuli en düşkün oldukları taştı. Sırf bu taşlar için Afganistan’a kadar giderlerdi. O günün şartlarında aylar süren bu yolculuk Sümer tüccarlarının bu süre zarfında çok yer gezip gördüklerini de göstermektedir. İlerleyen zamanlarda Magan ve Meluhna’nın Mısır ve Etiyopya olabileceğini düşündürüyor.
  • Gılgamış Destanının kahramanı, muhtemelen gerçek bir tarihi figürdü. “Uruk Kralı Gılgamış heykeli”

Gılgamış Destanı

Mezopotamya edebiyatının en gözde başarısı, orman canavarı ile savaşıp, sonsuz yaşamın peşinden koşan bir Sümer kralının maceralarını anlatan 3.000 satırlık epik şiir “Gılgamış Destanı”.

Destanın kahramanı olan Gılgamış, Herkül’le yarışır güce sahip bir yarı tanrı olsa da pek çok araştırmacı karakterin gerçekte Uruk Şehrinin beşinci kralına dayandığına inanıyor. Tarihi Gılgamış’ın adı Kral listesinde geçiyor ve MÖ 2700 dolaylarında yaşadığı düşünülüyor. İktidarına dair günümüze kalmış çok az sayıda kaynak bulunsa da arkeologlar Uruk’un devasa savunma surlarını inşa ettirdiğine ve tanrıça Ninlil tapınağını restore ettirdiğine ilişkin yazıtlar ele geçirilmiştir. Bütün bunlar Gılgamış’ın yaptıklarını ve daha sonra destanlaştırılmış gerçek bir hükümdar olabileceğini gösteriyor.

Sümerlerin geliştirdiği matematik ve ölçümler bugün hala kullanılıyor. Sümerlerin kurduğu matematiksel temeller bugün hala varlığını sürdürüyor. Altmış saniyelik dakika, altmış dakikalık saatlerin kökeni Antik Mezopotamya’ya dayanıyor. Modern matematiğin onluk sisteme dayalı olması gibi, Sümerler de 60’lık birliklere dayalı bir sayı sistemi kullanıyordu. Kolayca bölünebilen bu sayı sistemi daha sonra bunu ayların uzunluğu üzerine astronomik hesaplamalar yapmakta kullanacak Babiller tarafından benimsendi.

60’lık sistem zaman içinde kullanımdan kalksa da bıraktığı miras bugün bile hem saat hem de dakika ölçülerimizde bizimle olmaya devem ediyor. Sümerlerin altmışlık sayı sistemlerinin diğer kalıntıları günümüzde dairenin 360 derece olması gibi uzamsal ölçümlerde varlığını devem ettiriyor.

Sümer Tarihi 19. Yüzyıla Kadar Bilinmiyordu!

Mezopotamya’nın bilinen en eski medeniyetlerinden birini oluşturan Sümerler 19. Yüzyılda tesadüfen keşfedilene kadar bilinmiyordu. Mezopotamya’nın MÖ 2000 yılın başlarında Amoritler ve Babiller tarafından hakimiyet altına alınmasından sonra Sümerler kademeli olarak kültürel kimliklerini kaybedip bir politik güç olarak varlıklarını sürdüremediler.

Tarihlerine, dillerine, teknolojilerine dair her şey hatta adları bile unutuldu denebilir. Sırları, İngiliz ve Fransız arkeologlar 19. Yüzyılda antik Asurlular hakkında kanıt ararken Sümer eserlerine rastlayana kadar Irak çöllerinin kızgın kumları altında gömülü kaldı. Henry Rawlinson, Edward Hincks, Julius Oppert ve Paul Haupt gibi araştırmacılar çivi yazısının deşifre edilmesinde öncü olarak tarihçilerin erken Mezopotamya’nın uzun kayıp tarihini ve edebiyatını incelemesi için uygun yolu açtı. O tarihten beri arkeologlar Sümer sanatı, çömlekçiliği ve heykelciliğine dair sayısız eserin yanı sıra büyük bir çoğunluğu bugün hala tercüme edilmeyi bekleyen 500.000 kadar kil tablet keşfetti. 

Sümer Çağları

Sümerlerin tarihsel akışına bakıldığında, birbirinden farklı oldukları için kültür devri olarak ayırt edildiğini görürüz. Bu devirler ilk dönemlerdeki iskânın (yerleşme, yurtlanma) başladığı devirlere kadar uzanmaktadır. Sonundaki devir ise İsa’nın doğumuna kadar gelmektedir.

Sümerler’in Tarih Akışı:

3300- 3100- 2800- 2450- 2250- 2050- 1800- 1600- 1200- 500- 0 (İsa’nın doğumu MİLAT)

El-Obeid Çağı:

Obeyd kültürü (Ubeyd kültürü) Güney Mezopotamya’da MÖ 5.900- 4.300 tarihleri arasında var olmuş yerel bir kültürdür. Çanak çömleğin neolitik çağdan, kalkolitik çağa uzanan, uruk dönemi başlarına kadar süren bir kültür olduğu bilinmektedir.

Uruk Çağı:

MÖ 4000-3100 Uruk dönemi Mezopotamya tarihinde, tunç dönemine ait ilk Tunç Çağı döneminden kalmadır. Kentsel yaşamın ortaya çıkışını görmüş bir dönemdir.

IV. Uruk Tabakası:

Antik Sümer şehridir. Tel el-Varka adıyla bilinmektedir. Fırat nehrinin eskiden kurumuş bir kanalının üzerinde bulunmaktadır.

Cemdet- Nasır Çağı:

Sümer bölgesinde ilk uygarlığın doğuşundan MÖ 2900/2750’lere kadar geçen dönem “Uruk Devri” ve onu takip eden “Cemdet Nasr Devri” olarak adlandırılır. Kültür ve yazının yeni başladığı dönemdir.

Er Hanedan Çağı:

Erken Hanedanlık dönemi anlamına gelir. Mezopotamya’da (günümüzde Irak) arkeolojik kültürün geliştiği dönemdir. MÖ 2900- 2350 tarihleri arasında geçen zamanı kaplar.

Akad Sülalesi:

Mezopotamya’da bir dönem hâkim olmuş, Ur kenti temelli Sümer hanedanıdır. Bu nedenle” Yeni Sümer Devleti” olarak da adlandırıldığı bilinmektedir. MÖ 2060- 1960 tarihleri arasında yani bir asır siyasi güç olmuşlardır. III Ur ya da Ur III olarak da anılmıştır.

Sümerlerin Klasik Çağı:

MÖ 2150- 2120 Akad devletinin zayıflığından yararlanan güneydeki Uruk Krallığı bir süre bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

İsin Sülalesi:

Bu dönem Sümer tarihinin” Yeni Sümer tarihi ya da Sümer rönesansı” olarak adlandırılmaktadır.

Eski Babil Çağı:

Eski Babil Çağı Kralları yazılı kaynaklardan öğrenildiği kadarı ile büyük elçiler, haberciler, muhbirler ve casuslar aracılığı ile istihbarat faaliyetlerinde bulunmuşlardı.

Kaslar Sülalesi:

Kas devri 250 yıllık bir uykudan uyandıktan sonra bu devir bir Rönesans hareketi özelliğini taşımıştır.

Yeni Babil Çağı:

MÖ 626’da Nabopolassar’ın isyanından başlayarak MÖ 539’da 1.Darius fethine kadar süren 11. (Keldani) hanedanlığı yönetimindeki Babil kastedilir.

Ahemenid’lerin Çağı:

Ahemenid’lerin (Ahamenis) İmparatorluğu tarihte Ortadoğu’da kurulmuş olan en büyük İmparatorluklardan biridir. Egeye ve Hindistana uzanan, gerçek anlamda bir İmparatorluk gerçekleştirilmiştir.

Sümerler ve Sümerler’de Kadının Yeri

Sümerler kadın egemen toplumdur denilemese de:

  • Kadının evinde nüfusu vardı yani yaptırımı olan, sözü geçen kadınlar gerekirse eşlerini boşamak için o dönemin mahkemeleri olarak bilinen yere müracaat edebiliyor hatta tazminat bile alabiliyorlardı.
  • Ticaret yapabiliyorlardı.
  • Eşleri ve çocukları ile çalışabiliyorlardı.
  • Kefil olabiliyorlardı.
  • Tanıklık edebiliyorlardı.
  • Doktor ve ebe olabiliyorlardı.
  • Katiplik yapabiliyorlardı.

Kısaca kadın o döneme göre son derece özgür ve üretkendi. O dönemin heykel ve kabartma resimlerine bakıldığında kadınların tek omuzlu elbise modelleri, pilili etekler, deri elbiseler, makyaj ürünleri ile giyinip süslenebiliyorlardı. Hatta eşlerine ikinci kadın izni veriyor ikinci eş için “O benim kardeşim ama senin eşin.” diyebiliyorlardı. Ancak kendisine ya da ikinci eşine kötü davranırsa ilk eş, ikinci eşi de alarak erkekten boşanıp onu yalnız bırakabiliyordu.

Tekstilin çok gelişmiş olması kumaş ve dokumaların satışı konusunda ticari kapılar da açmıştı ve kendi şehirleri dışındaki uzak yerlere bile tekstil satışları yapabiliyorlardı. Ayrıca sihir, tütsü, nazar (nazarlık) o dönemlerde çok daha önem taşıyordu.

Atatürk ve Sümerler

Başarıları ve devrimleri ile tüm dünyanın tanıdığı, pek çok liderin örnek aldığı Atatürk kısa süren yaşamına sığdırdığı zaferlerin yanında çok kitap okumuş bir liderdi. Okuduğu kitaplar arasında Sümer medeniyetini anlatan kitaplar da vardı ve Atatürk bunlardan çok etkilenmişti. Hatta “Sümerler orta Asya’dan gelmiş olabilirler “demiş, okuduğu kitapta Sümerler’le Türklerin bağlantılarının olduğu satırların da altını çizdiği görülmüştür. Ayrıca Sümer kültürünün araştırılması için o günün şartlarında dahi talimat verdiği bilinmektedir. “Mu” kıtası (kayıp kıta) gibi Sümerlerle ilgili okuduğu bilgi ve belgeler Atatürk’ü çok etkilemiş ve bu konularla ilgili olarak önemli notlar almıştır.

Sümerler Türk Mü?

Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, asırlık yaşamına yakışır eserleri ile dünyanın takip ettiği bir bilim kadınıdır. Yaşamı boyunca sadece Sümerleri değil Sümer’le ilgili her alanda doğru araştırmalar yapmış ve bilgilerini gerek yazdığı kitaplarda toplamış gerekse yapılan röportajlarda ya da çekilen videolarla paylaşmıştır. Bir videosunda “Sümerlerin Türk olduğunu ben de kabul etmiyordum.” dediği görülmektedir. Fakat yılların verdiği birikimle “Sümer’de Tufan ve Tufanda Türkler” eseri ile Sümerlerin Türk olduğu konusunu en ince ayrıntıları ile paylaşmıştır.

Nuh tufanında Hazar’ın suyu Aral’a, Aral’ın suyu Hazar’a taştığı hatta Anadolu’ya kadar suların geldiği hikayeleri Türklerin tufanı anlatması ile Sümer’in adeta aynı bilgilerle eşleştiğini göstermesi ilginç benzerlik olarak tarih sayfalarında yerini buluyor.

Tufan’ın Tevrat’ta kırk gün kırk gece, Sümer’de 6 gün 7 gece devam ettiği biliniyordu. Sümerlerde tufandan kurtulanlara tanrısallık veriliyordu, Türklerde de tanrısallık verilmesi yine benzerlik sergiliyordu. Sümerler Nuh tufanı ile Gılgamış destanını adeta birleştirmişlerdi. Ayrıca arkeolojik benzerlikler de bu görüşü güçlendiriyordu. Sümerler kendilerine uzun yaşayan bir boy anlamına gelen “kengel” kelimesini kullanıyorlardı.

Sümerlerde tanrı “dumuzi” baharda yer altından çıkar ifadesi biz Türklerde “Dumuzi” temmuz ayının karşılığı olarak eşleşmektedir. Türklerle Sümerlerin 700- 800 kelimesi nerede ise bire bir aynıdır. Daha buna benzer pek çok eşleşmeyi Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ eserlerinde, videolarında ve röportajlarında dile getirmektedir.

Ünlü Sümerolog ve yakın çalıştıkları meslektaşları ile efsaneler, işaretler, destanlar, yer adları, geleneksel izler, benzer kelimeler, kutlamalar gibi çok farklı konularda Türk- Sümer bağları aranmıştır. Hala daha çözümlenemeyen gizemlerin eşleştirilmesi çalışmaları devam etmektedir. Ama o günlerden bu günlere pek çok konuda eşleşmeler, benzerlikler dikkat çekmeye devem etmektedir.

Hayat Ağacı

Eski Türk devletlerinin geleneksel olarak “Hayat Ağacı” dedikleri ağacı süslemelerini, ağacın altına değerli hediyeleri tanrılara armağan vermek amaçlı koyduklarını, ağacın tepesi ile dallarının dileklerle donatıldığını ve süslendiğini günümüze kadar gelen belgelerden öğrenmiş bulunuyoruz. Her 22 Aralık’ta gündüzün uzamaya başlaması ile yapılan bu hazırlık zaman içinde farklı zamanlarda farklı toplumlarda farklı amaçlarla uygulanmaya başlamıştır.

Hristiyan olan Avrupa ülkeleri İsa’nın doğumu ile bağdaştırarak kendilerine mal edip Milat yani İsa’nın doğduğu günü kutlamak için çam süslemeye başlamışlardır. Oysa Sümerlerin ve o dönemin medeniyetlerinde bu ağaçların Tanrılara armağan sunmak ve onlardan dilek niyaz etmek için süslenip hediyeler konulduğu belgelerden de anlaşılmaktadır. Ağaç süslemek, altına hediye paketleri koymak, ışıklandırıp süslemek hep dünden bugüne ve zaman içinde değişikliklere uğrayarak hala uygulanmaktadır. Bir zamanlar “Hayat Ağacı” denilen, bugün Milat ağacı, Noel ağacı, Yılbaşı ağacı gibi 5 kıtanın pek çok ülkesinde 25 Aralık’ta başlayan ve İsa’nın doğumunu kutlamak için süslenen ağaçlar yer almaktadır.

Mezopotamya ve orta Asya’dan beri süre gelen Hayat Ağacı bugün tüm dünya ülkelerinde Yılbaşı Çamı, Yeni Yıl Çamı şeklinde benimsenip uygulanmış ve Noel Baba efsanesinin sözde hediyeler getirmesi ve çam ağacının altına hediyeler bırakacağı şeklinde değişikliklere uğramıştır. Ne amaçla olursa olsun, Mezopotamya, Sümerler ve Orta Asya medeniyetin beşiği ve bugünün gelenek, adet, örf ve göreneklerinin anası olarak anılmaya devam edecektir.

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ KİMDİR?

Türk Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ 20 Haziran 1914 tarihinde Bursa’da dünyaya gelmiştir.

Eşi; M Kemal Çığ,

Çocukları; Yuli Weston, Esin Çığ dır.

Kardeşleri; Turan M. İtil, Taat İtil dir.

Eğitimi; Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi mezunu.

Dalı ve Kariyeri; Sümeroloji, Arkeoloji, Tarih

Muazzez İlmiye Çığ Eserleri:

  • Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki kökeni
  • Gilgameş Tarihte İlk Kral Kahraman
  • İbrahim Peygamber- Sümer Yazılarına ve Arkeolojik buluntulara göre
  • Sümer Hayvan Masalları
  • Sümerlerde Tufan, Tufanda Türkler
  • Hititler ve Hattuşaş
  • Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği
  • Zaman Tüneliyle Sümer’e Yolculuk
  • Sümerliler Türklerin bir koludur
  • İnanna’nın Aşkı
  • Vatandaşlık Tepkilerim
  • Sümerli Ludingirra (Geçmişe dönük bilim kurgu)
  • Ortadoğu Uygarlık Mira
  • Atatürk Düşünüyor
  • Uygarlığın Kökeni Sümerler 1: Tarihte İlk Edebi Eserlerden Seçmeler
  • Uygarlığın Kökeni Sümerler 2: Sümerlilerde Günlük Yaşam
  • Atatürk ve Sümerliler
  • Ortadoğu Uygarlık Mirası 2
  • Uyanın Artık
  • Çivi Çiviyi Söker
  • Ortadoğu Uygarlık Mirası-1
  • İnannanın Aşkı – Sümer’de İnanç ve Kutsal Evlenme
  • Uygarlığın Kökeni Sümerler

Sümerolog Muazzez Çığ’ın Hayatı

Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın ailesi Kırım kökenli olup, babası Kırım’dan Amasya-Merzifon’a, annesi ise Kırım’dan Bursa’ya göçmüşlerdir. Daha sonra İzmir’de yaşayan ailesi İzmir’in işgali sırasında İzmir’den ayrılarak daha güvenli olduğu için Çorum’a yerleşmişlerdir.

İlk okulda Çorum’da başlamış, sonra Bursa’da özel okul Bizim Mektebim’e gitmiş ve bu okulda hem Fransızca dersleri hem de keman dersleri almıştı.

1926’da Bursa kız Muallim Mektebine (Bursa Kız Öğretmen Okulu) gitmiş ve 1931’de mezun olmuştur. Daha sonra babasının da öğretmenlik yaptığı Eskişehir’e tayinini istemiş ve oraya tayin olmuştur. Eskişehir’de 5 yıla yakın öğretmenlik yaptıktan sonra 15 Şubat 1936’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hititoloji bölümüne kayıt olmuştur.

Ankara Üniversitesinde ders veren Prof.Dr. Hans Gustav Guterbock’tan Hitit Dili ve Kültür dersleri, Prof. Dr. Benno Landsberger’den Sümer ve Akad dilleri ile Mezopotamya kültürü derslerini de almıştır. 1940 yılında Ankara üniversitesinden mezun olduktan sonra İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi Çivi yazılı belgeler arşivine uzman olarak tayini yapılmıştır. Aynı yıl içinde eşi Kemal Çığ ile evlendi.

31 yıl kadar çalıştığı bu müzede meslektaşı olan Hatice Kızılyay ve Dr. F.R.Kraus ile müzenin depolarında bulunan Sümer, Akad, Hitit dillerinde yazılmış olan binlerce tableti temizleyip, sınıflandırıp numaralandırdılar. 74 bin tabletten oluşan çivi yazılı belgeler arşivini oluşturdular. Ayrıca 3.000 tabletin kopyasını yapıp katolog halinde yayımladılar.

1957 Münih’teki Oryantalistler Kongresine katıldı. 1960’da Heidelberg Üniversitesinde 6 ay kadar çalışma yaptı. 1965’te Roma’da sergilenen Hitit sergisini buradan alarak Londra’ya götürdü. 1972’de Emekli oldu. Emeklilik sonrasında bir süre yurt dışında yaşayan Muazzez İlmiye Çığ 1988’de Philadelphia’daki Asuroloji kongresine katıldı.

Prof. Kramer’in “History Begins at Sumer” adlı kitabını Türkçeye çevirdi ve kitap 1990 tarihinde “Tarih Sümer’le Başlar” adıyla Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı. Kitabın çok ilgi görmesi nedeni ile 1993 tarihinde çocuklar için “Zaman Tüneliyle Sümerlere Yolculuk başta olmak üzere Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan 13 kitap daha yazdı. Muazzez İlmiye Çığ’ın özel arşivi Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’ndadır.

Yazar